Adres
Cumhuriyet Mah. Dekanlar Sok. No:2 D:1 Süleymanpaşa-TEKİRDAĞ
Danışan Destek Hattı
0533 442 5460

Aileler, yakınlıklarını farklı biçimlerde gösterir. Bir ailede her gün telefonlaşmak sevginin doğal bir ifadesiyken, başka bir ailede haftada bir konuşmak yeterli görülebilir. Bazı aileler önemli kararları birlikte değerlendirmeye alışkındır; bazıları ise yetişkin bireylerin kararlarına karışmamayı saygı olarak kabul eder. Bu farklılıklar açıkça konuşulmadığında, bir tarafın yakınlık çabası diğer tarafa müdahale gibi gelebilir. Benzer şekilde, kişisel alan ihtiyacı da ilgisizlik veya uzaklaşma olarak yorumlanabilir.
Bu nedenle anlaşmazlığı yalnızca “Beni sevmiyorlar” veya “Çok zor insanlar” şeklinde açıklamak, sorunun ayrıntılarını kaçırmanıza neden olabilir. Hangi durumlarda gerilim yaşandığını düşünün. Habersiz ziyaretlerde mi, çocuklarla ilgili yorumlarda mı, para konuşulurken mi yoksa eşinizin aile içindeki tutumunda mı zorlanıyorsunuz? Sorunu belirli davranışlar üzerinden tanımlamak, bütün aileyi tek bir özellik etrafında değerlendirmenin önüne geçebilir ve konuşulabilecek daha somut bir konu oluşturabilir.
Yetiştiğiniz evde alıştığınız iletişim biçimi, size doğal ve doğru gelebilir. Örneğin sizin ailenizde bir konuda fikir vermeden önce izin isteniyorsa, eşinizin ailesinin doğrudan önerilerde bulunması rahatsız edici olabilir. Onlar ise bunu ilgilenmek olarak görebilir. Benzer biçimde yüksek sesle konuşulan bir ortam size tartışma gibi gelirken, o aile için sıradan bir sohbet biçimi olabilir. Burada davranışın sizde yarattığı etki ile karşı tarafın niyetini ayrı değerlendirmek yararlıdır.
Farklı alışkanlıkları anlamaya çalışmak, rahatsız olduğunuz her davranışı kabul etmek anlamına gelmez. “Bizim ailede böyle” açıklaması, sizin kişisel alanınızı ortadan kaldırmaz. Ancak bir davranışın hangi alışkanlıktan doğduğunu öğrenmek, konuşmayı daha açık hâle getirebilir. “Siz sık görüşmeyi önemsiyorsunuz, ben ise hafta içinde dinlenmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyuyorum” demek, tarafların ihtiyaçlarını görünür kılar. Böylece tartışma, kimin ailesinin daha doğru davrandığından uzaklaşabilir.
Bazı ailelerde gelin ya da damat olmak, açıkça söylenmeyen birçok sorumlulukla birlikte düşünülür. Her davete katılmanız, sofranın hazırlanmasına yardım etmeniz, sık sık aramanız veya büyüklerin görüşlerine itiraz etmemeniz beklenebilir. Bu beklentiler sizin yaşam düzeninizle uyuşmadığında, yaptığınız her şeyin değerlendirildiğini hissedebilirsiniz. Özellikle beklentiler önceden konuşulmuyorsa, hangi davranışınızın neden sorun olduğunu anlamak da zorlaşabilir.
Kabul görmek için sürekli uyum sağlamaya çalışmak, zamanla kendi ihtiyaçlarınızı geri plana itmenize neden olabilir. Başlangıçta gönüllü olarak yaptığınız bir şey, daha sonra değişmez bir görev gibi görülmeye başlayabilir. Burada kendinize “Bunu istediğim için mi yapıyorum, yoksa yapmazsam dışlanacağımdan çekindiğim için mi?” diye sorabilirsiniz. İlişkiye emek vermek ile kabul edilmek uğruna sürekli kendinizden vazgeçmek arasında ayrım yapmak, daha sürdürülebilir bir ilişki kurmanız açısından önemlidir.
Ev düzeniniz, harcamalarınız, çocuk sahibi olma kararınız veya hafta sonu planlarınız hakkında sık sık yorum yapılması sizi zorlayabilir. Bazı yorumlar öneri olarak sunulurken, bunlara uymadığınızda eleştiri veya kırgınlık ortaya çıkıyorsa kendinizi baskı altında hissedebilirsiniz. Yakınlık, her ayrıntının paylaşılması ya da her kararda aile onayının alınması anlamına gelmek zorunda değildir. Çiftin ortak hayatına ilişkin mahremiyet ihtiyacı da ilişki içinde yer bulabilir.
Sınırların hangi alanlarda gerekli olduğunu belirlemek için şu konuları değerlendirebilirsiniz:
Bu alanların her ailede aynı şekilde düzenlenmesi gerekmez. Önemli olan, sizin ve eşinizin neye ihtiyaç duyduğunu konuşabilmeniz ve kurduğunuz düzenin yalnızca bir tarafın beklentilerine göre şekillenmemesidir.
Eşinizin ailesiyle yaşadığınız bir anlaşmazlık, eşinizin tepkisine bağlı olarak farklı anlamlar kazanabilir. Rahatsızlığınızı anlattığınızda “Onlar öyle, takılma” yanıtını almak, anlaşılmadığınızı hissettirebilir. Özellikle sizi inciten bir davranış tekrar ediyorsa, konunun kapatılması yalnızlık duygusunu artırabilir. Bazen asıl kırgınlık aile üyesinin söylediği sözden çok, eşinizin o anda veya sonrasında sizinle nasıl iletişim kurduğuyla ilgili olabilir.
Bununla birlikte eşinizden ailesiyle bütün bağlarını kesmesini veya her tartışmada koşulsuz biçimde sizi haklı bulmasını beklemek de çözümü zorlaştırabilir. Daha somut bir beklenti ifade edebilirsiniz: “Annenin söylediği her şeye karşı çıkmanı istemiyorum. Ancak benim adıma karar verildiğinde, bu konuyu birlikte değerlendireceğimizi söylemene ihtiyacım var.” Böyle bir ifade, eşinizin ne yapabileceğini açıklaştırır ve konuşmayı genel bir sadakat tartışmasına dönüşmekten koruyabilir.
“Senin ailen hep böyle” veya “Beni hiçbir zaman önemsemiyorsun” gibi cümleler, birikmiş öfkenizi yansıtabilir. Ancak bu ifadeler karşı tarafın savunmaya geçmesini de kolaylaştırabilir. Eşiniz aile üyelerini korumaya çalışırken, sizin anlatmak istediğiniz ihtiyaç arka planda kalabilir. Konuşmaya belirli bir olayla başlamak, anlaşmazlığın sınırlarını daha görünür kılar. Ne olduğunu, sizde nasıl bir etki yarattığını ve neye ihtiyaç duyduğunuzu ayrı ayrı anlatabilirsiniz.
Örneğin “Geçen pazar planımız bize sorulmadan değiştirildiğinde kendimi dikkate alınmamış hissettim. Bundan sonra ziyaret saatini birlikte belirlememizi istiyorum” diyebilirsiniz. Bu cümle, eşinizin ailesinin kişiliğini değerlendirmek yerine yaşanan duruma odaklanır. Konuşmayı mümkünse ikinizin de sakin olduğu bir zamanda yapmak yararlı olabilir. Aile ziyaretinin ortasında veya tartışmanın hemen ardından bütün geçmiş meseleleri açmak, birbirinizi dinlemeyi zorlaştırabilir.
Eşiniz, hem ailesini hem sizi kırmamak istediğini söyleyebilir. Bu durum gerçekten zorlayıcı olabilir; ancak kimse üzülmesin diye her konuyu belirsiz bırakmak, aynı anlaşmazlığın tekrar etmesine yol açabilir. Burada amaç eşinizi bir taraf seçmeye zorlamak yerine, birlikte kurduğunuz hayatın kararlarını nasıl alacağınızı konuşmaktır. Aile ilişkilerinin sürmesi ile çiftin kendi düzenini belirlemesi aynı anda mümkün olabilir.
Örneğin bayram ziyaretlerini, hafta sonu planlarını veya habersiz gelişleri önceden konuşabilirsiniz. “Bu ay hangi günler uygun?”, “Bir daveti kabul etmeden önce birbirimize nasıl danışacağız?” gibi sorular, genel bir tartışmayı uygulanabilir bir düzene dönüştürür. Eşiniz kendi ailesiyle konuşmayı üstlenebilir; siz de kendi ailenizle ilgili benzer sorumlulukları alabilirsiniz. Böylece sınırlar, yalnızca gelin veya damadın kişisel talebi gibi sunulmak yerine çiftin ortak tercihi olarak ifade edilebilir.
Daha önce eleştirildiğiniz, küçümsendiğiniz veya dışlandığınızı hissettiğiniz durumlar çözümsüz kaldıysa, yeni bir karşılaşmaya temkinli girebilirsiniz. Aynı kişinin söylediği sıradan bir cümle bile geçmiş olayları hatırlatabilir. Bu durumda yalnızca o anki sözle değil, daha önce yaşananların toplamıyla karşı karşıya hissedebilirsiniz. Karşı taraf ise tepkinizi yalnızca son konuşmaya göre değerlendirerek neden bu kadar kırıldığınızı anlamayabilir.
Birikmiş kırgınlıkları fark etmek için sizi hâlâ etkileyen olayları ayrı ayrı düşünün. Hangisi konuşulmadı? Hangisinde özür veya açıklama beklediniz? Hangi davranış tekrar ediyor? Her konuyu tek bir görüşmede çözmeye çalışmak yerine, en önemli meseleyi seçebilirsiniz. Ayrıca yeni olayın geçmişteki duruma gerçekten benzeyip benzemediğini değerlendirmek de yararlıdır. Bu değerlendirme, incindiğiniz noktaları küçümsemeden bugünkü durumu kendi ayrıntılarıyla görmenizi sağlayabilir.
Başka bir gelinle, damatla veya aile üyesiyle kıyaslanmak, ilişkide kabul görmek için yarışmanız gerekiyormuş hissi yaratabilir. “Diğerleri daha sık geliyor” veya “Bizim zamanımızda böyle yapılmazdı” gibi ifadeler, sizin koşullarınızı hesaba katmadığında yorucu olabilir. Böyle durumlarda uzun uzun kendinizi savunmak yerine, yorumun sizde yarattığı etkiyi ve tercihinizi kısa biçimde anlatabilirsiniz.
“Herkesin çalışma düzeni farklı. Biz ziyaretleri kendi programımıza göre planlıyoruz” veya “Başka biriyle karşılaştırılmak beni rahatsız ediyor” gibi cümleler kullanılabilir. Söylenen ifadenin anlamı belirsizse, “Bununla neyi kastettiniz?” diye sorabilirsiniz. Ancak her imayı tartışmaya açmak zorunda değilsiniz. Hangi konunun açıklığa ihtiyaç duyduğunu, hangisinde konuşmayı bitirmenin daha uygun olduğunu koşullara göre değerlendirebilirsiniz. Sınır koymak, her seferinde karşı tarafı ikna etmeyi gerektirmez.
Çocukların beslenmesi, uyku düzeni, ekran kullanımı veya günlük alışkanlıkları hakkında farklı görüşler ortaya çıkabilir. Aile büyüklerinin deneyimlerini paylaşması bazı durumlarda destekleyici olabilir. Ancak ebeveynlerin kararlarının çocukların yanında geçersiz sayılması veya belirlenen kuralların sürekli değiştirilmesi anlaşmazlık yaratabilir. Burada çocuğun aile büyükleriyle ilişkisi ile ebeveynlerin karar verme sorumluluğunu birlikte düşünmek önemlidir.
Eşinizle önce kendi aranızda hangi konularda ortaklaştığınızı belirleyebilirsiniz. Ardından bu kararları açık ve anlaşılır biçimde paylaşabilirsiniz: “Önerinizi duyduk, ancak bu konuda böyle ilerlemeye karar verdik.” Çocuğu yetişkinler arasındaki tartışmada haber taşıyan, taraf seçen veya birini memnun etmeye çalışan kişi hâline getirmemeye özen gösterebilirsiniz. Anlaşmazlığın mümkün olduğunca yetişkinler arasında ele alınması, rollerin daha açık kalmasına yardımcı olabilir.
Her aile ilişkisi yoğun görüşmeyle sürmek zorunda değildir. Bazen ziyaretlerin daha kısa olması, görüşme sıklığının azaltılması veya bazı özel konuların paylaşılmaması daha yönetilebilir bir ilişki düzeni oluşturabilir. Mesafe ihtiyacını cezalandırma veya karşı tarafı üzme amacıyla değil, hangi koşullarda daha rahat iletişim kurabildiğinizi anlamak için değerlendirebilirsiniz. Burada sizin ihtiyaçlarınız kadar eşinizin beklentilerinin de konuşulması önemlidir.
Örneğin bütün günü birlikte geçirmek yerine birkaç saatlik bir ziyaret planlamak mümkün olabilir. Ancak bu düzenlemelerin her sorunu çözeceğini varsaymamak gerekir. Görüşmenin süresi kısalsa da aşağılayıcı sözler veya ısrarlı müdahaleler devam ediyorsa, asıl davranışın ayrıca ele alınması gerekir. Mesafe, konuşulması gereken konuları görünmez hâle getiren bir yöntem olmak yerine, ilişkinin sürdürülebilir koşullarını belirlemenin bir parçası olabilir.
İlişkide kendi payınızı düşünmek, bütün sorumluluğu üstlenmek anlamına gelmez. Bazen rahatsızlığınızı uzun süre söylemeyip bir anda sert tepki vermiş olabilirsiniz. Bazen de karşı tarafın niyetini kesin olarak bildiğinizi varsaymış olabilirsiniz. Bunları fark etmek, iletişim biçiminizi gözden geçirmenize yardımcı olabilir. Ancak sizin daha açık konuşabilecek olmanız, başka bir kişinin kırıcı davranışını haklı çıkarmaz.
Kendinize şu soruları yöneltebilirsiniz: “Beni rahatsız eden davranışı açıkça ifade ettim mi?”, “Eşimden ne beklediğimi somut biçimde anlattım mı?”, “Konuşurken geçmişteki bütün sorunları aynı anda mı açıyorum?” Bu sorular bir suçlu bulmak için değil, değiştirebileceğiniz alanları görmek içindir. Karşılıklı ilişkiyi tek başınıza düzenleyemeyeceğinizi de hatırlayın. Siz iletişiminizi değiştirebilirsiniz; karşı tarafın sizi dinlemesi ve davranışlarını gözden geçirmesi onun sorumluluğundadır.
Eşinizin ailesiyle güçlü bir duygusal yakınlık kuramamanız, mutlaka başarısız bir ilişki yaşadığınız anlamına gelmez. Bazı ilişkiler samimi sohbetler üzerinden, bazıları ise ölçülü ve saygılı bir iletişimle sürdürülebilir. Her konuda anlaşmak veya birbirinizi çok sevmek yerine, hakaretin olmadığı, kişisel alanın gözetildiği ve beklentilerin mümkün olduğunca açık olduğu bir ilişki hedefleyebilirsiniz.
Bununla birlikte saygıyı yalnızca sessiz kalmakla eş tutmamak önemlidir. Rahatsızlığınızı ifade etmek veya bir daveti uygun olmadığınız için reddetmek, tek başına saygısızlık değildir. Benzer şekilde karşı tarafın sizin her tercihinizi beğenmesi de gerekmez. İlişkide hangi farklılıkların kabul edilebilir, hangi davranışların ise sınır gerektirdiğini ayırmak, beklentilerinizi daha gerçekçi hâle getirebilir.
Aileyle yaşanan gerilim, eşinizle yaptığınız konuşmaların büyük bölümünü kaplıyor ve aynı tartışmalar tekrar ediyorsa, yetkin bir uzmanla görüşmeyi düşünebilirsiniz. Görüşmelerde beklentileriniz, iletişim biçimleriniz, ailelerle paylaşmak istediğiniz alanlar ve ortak karar alma süreçleriniz ele alınabilir. Bireysel veya çift olarak yürütülen danışmanlık süreci, koşullarınıza uygun seçenekleri değerlendirmek için bir alan sunabilir; belirli bir sonuç ya da aile üyelerinin değişeceği garantisini vermez.
Aşağılama, tehdit, baskı veya güvenliğinizi etkileyen davranışlar varsa, durumu yalnızca sıradan bir aile anlaşmazlığı olarak değerlendirmemek gerekir. Böyle koşullarda güvenliğinizi ve ihtiyaçlarınıza uygun desteğe erişiminizi öncelemek önemlidir. İletişimi sürdürmek uğruna sizi korkutan ya da zarar veren davranışlara katlanmanız gerekmez. Atılacak adımlar, yaşanan durumun özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
“Eşimin ailesiyle anlaşamıyorum” düşüncesi zamanla bütün ilişkiyi kapsayan bir yargıya dönüşebilir. Bu geniş cümleyi daha somut bir ihtiyaca çevirmek için bugün sizi en çok zorlayan konuyu seçebilirsiniz. Habersiz ziyaretler, kıyaslamalar, özel bilgilerin paylaşılması veya eşinizin sessiz kalması aynı mesele değildir. Önce birini açıklaştırmak, hepsini aynı anda çözmeye çalışmaktan daha uygulanabilir olabilir.
Eşinizle sakin bir zamanda konuşarak ne olduğunu, nasıl etkilendiğinizi ve bundan sonra neye ihtiyaç duyduğunuzu anlatabilirsiniz. Hedefiniz bütün aileyi değiştirmek veya kendinizi herkese sevdirmek olmak zorunda değildir. Ortak hayatınızda kararların nasıl alınacağını, kişisel alanın nasıl korunacağını ve farklılıklarla hangi koşullarda bir arada kalabileceğinizi belirlemek yeterli bir başlangıç olabilir. Yakınlık zaman içinde gelişebilir; saygılı bir ilişkinin kurulması ise açık iletişim ve karşılıklı sorumluluk gerektirir.
Aile ziyaretinden önce ne konuşacağınızı düşünmek, sofrada söylenen bir cümleyi eve döndükten sonra tekrar tekrar hatırlamak veya eşinizin yakınlarıyla görüşeceğiniz günlerde huzursuz hissetmek yorucu olabilir. Eşinizle kurduğunuz ilişkiyi sevmenize rağmen onun ailesiyle aynı yakınlığı kuramayabilirsiniz. Böyle zamanlarda “Neden her buluşma bir gerginliğe dönüşüyor?” ya da “Ben mi fazla alınıyorum?” soruları aklınıza gelebilir. Eşimin ailesiyle anlaşamıyorum düşüncesinin arkasında tek bir neden bulunmayabilir; farklı beklentiler, iletişim alışkanlıkları, geçmiş kırgınlıklar ve kişisel sınırlar birlikte etkili olabilir.
Bir önceki yazımıza https://mutluyasam.com.tr/isimi-kaybetmekten-neden-bu-kadar-korkuyorum/ linki üzerinden ulaşabilirsiniz.
İçerikler