Adres
Cumhuriyet Mah. Dekanlar Sok. No:2 D:1 Süleymanpaşa-TEKİRDAĞ
Danışan Destek Hattı
0533 442 5460

İngilizcedeki “matrescence” sözcüğünün Türkçedeki karşılıklarından biri olan matresens, anne olmaya eşlik eden gelişimsel geçişi ifade eder. Kavram; psikolojik, bedensel, sosyal ve kültürel değişimleri birlikte düşünmeye olanak tanır. Antropolog Dana Raphael tarafından 1970’li yıllarda kullanılan terim, daha sonra psikolog Aurélie Athan’ın çalışmalarıyla anneliğe geçiş tartışmalarında yeniden ele alınmıştır.
Ergenlik döneminde bedenin, ilişkilerin ve kimliğin yeniden şekillenmesine benzer biçimde, anneliğe geçişte de kişinin yaşamındaki çeşitli alanlar aynı anda değişebilir. Yine de her kadının aynı aşamalardan geçtiğini veya benzer yoğunlukta duygular yaşadığını söylemek mümkün değildir. Ebeveynliğe ilişkin beklentiler, ekonomik koşullar, bakım desteği, aile ilişkileri ve geçmiş deneyimler kişisel yolculuğun farklılaşmasında rol oynayabilir.
Bir hastalık ya da tanı adı olmayan kavram, anneliğin gelişimsel yönünü görünür kılar. “Neden eskisi gibi hissetmiyorum?” sorusunu yalnızca bireysel yetersizlik üzerinden yorumlamak yerine yaşam koşullarındaki ve kimlikteki değişimlere de bakmayı sağlar. Bununla birlikte, açıklayıcı bir çerçeve sunması ruhsal zorlanmaların değerlendirilmesine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmaz.
Anne kimliğinin oluşumu, herkes için doğum anında başlayıp belirli bir tarihte tamamlanan bir süreç değildir. Bazı kadınlar çocuk sahibi olmayı düşünürken yaşamlarını annelik ihtimaline göre değerlendirmeye başlar. Bazıları gebelik sırasında sorumluluk duygusunu daha belirgin hissederken bazıları için değişimin anlamı bebekle geçirilen zaman içinde ortaya çıkar. Duygusal yakınlığın ve yeni role alışmanın tek bir takvimi bulunmaz.
Evlat edinme yoluyla anne olan kadınların deneyimlerinde de kimlik, sorumluluk ve ilişkiler açısından önemli değişimler yaşanabilir. Gebelik ve doğuma özgü bedensel deneyimler farklı olsa da bakım veren kişi hâline gelmenin psikolojik ve sosyal boyutları konuşulmaya değerdir. Anneliği yalnızca biyolojik olaylara indirgemeyen bir yaklaşım, farklı ailelerin deneyimlerine alan açar.
İlk çocuktan sonraki gebeliklerde de aile düzeni yeniden şekillenebilir. Daha önce anne olmak, yeni bir bebeğin beraberinde getirdiği ihtiyaçları önceden bilmek anlamına gelmez. Kardeşler arasındaki ilişkiyi gözetmek, zamanı paylaştırmak ve farklı bakım ihtiyaçlarına yetişmek, kişinin annelik anlayışını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.
Gündelik yaşamda kim olduğumuzu anlatırken mesleğimizden, ilişkilerimizden, ilgi alanlarımızdan ve alışkanlıklarımızdan söz ederiz. Anne olduktan sonra bakım sorumluluklarının günün büyük bölümünü kaplaması, diğer kimliklerin geri planda kaldığı hissini doğurabilir. Daha önce işinde yetkin hisseden biri, bebeğinin ihtiyaçlarını anlamaya çalışırken kendisini deneyimsiz bulabilir. Yeni bir alanda öğreniyor olmak, kişinin geçmişteki becerilerini değersizleştirmez.
Kimi kadınlar anneliği benliklerine eklenen anlamlı bir yön olarak deneyimlerken kimileri önceki hayatlarıyla aralarında mesafe oluştuğunu hissedebilir. “Artık yalnızca anne olarak mı görülüyorum?” sorusu, özellikle çevredeki konuşmaların sürekli bebek üzerinden ilerlediği zamanlarda belirginleşebilir. Kişinin düşüncelerinin, hedeflerinin ve ihtiyaçlarının da merak edilmesi, ilişkilerde kendisine ayrılan alan açısından önem taşır.
Eski benliğe dönmek zorunda olmak yerine, hangi yönlerin korunmak istendiği üzerine düşünmek daha esnek bir bakış sağlayabilir. Kitap okumayı, üretmeyi, arkadaşlarla görüşmeyi veya çalışmayı önemsemek annelikle çelişmek zorunda değildir. Her ilgi alanına hemen zaman ayırmak mümkün olmayabilir; yine de kişisel tercihlerin varlığını kabul etmek, onları bütünüyle silmekten farklıdır.
Toplumsal anlatılarda annelik çoğu zaman yoğun mutluluk ve kendiliğinden gelişen fedakârlıkla eşleştirilir. Gerçek yaşamda ise sevgi, şaşkınlık, sıkılma, endişe, minnettarlık ve öfke birbirine eşlik edebilir. Bebeğiyle vakit geçirmekten hoşlanan bir anne, gün içinde yalnız kalmayı da isteyebilir. Çocuğunu özlerken işe dönmekten memnuniyet duyması da mümkündür.
Birbiriyle çelişkili görünen duyguların varlığı, tek başına annelik bağının niteliğini göstermez. Duygular ile davranışları birbirinden ayırmak gerekir. Zorlandığını fark etmek, ihtiyaçlarını ifade etmek ve bakım sorumluluğunu paylaşmak üzerine konuşmak, yaşananları anlamlandırmanın yolları arasında yer alabilir. Her duygudan hareketle kişinin karakteri veya ebeveynliği hakkında kesin yargılara varmak açıklayıcı değildir.
Örneğin “Keşke bir saat kimse bana ihtiyaç duymasa” düşüncesi, dinlenme ihtiyacını anlatıyor olabilir. Söylenen cümlenin altında ne bulunduğunu merak etmek, hemen suçluluk üretmekten daha işlevsel bir başlangıçtır. Bununla birlikte, yoğun çaresizlik veya gündelik yaşamı sürdürmekte belirgin güçlük varsa yalnızca dinlenme önerileriyle yetinilmemelidir.
Kusursuz bakım veren, her zaman sabırlı kalan, evini düzenli tutan ve kendi ihtiyaçlarını geri plana atan anne beklentisi oldukça ağır bir ölçüt oluşturabilir. Üstelik beklentiler birbirleriyle çelişebilir. Kadından hem bütün zamanını çocuğuna ayırması hem mesleki yaşamında geri kalmaması hem de hiç yorulmamış görünmesi beklenebilir. Aynı anda karşılanması güç talepler, kişinin çabasını sürekli eksik değerlendirmesine yol açabilir.
Sosyal medyada görülen kısa ve seçilmiş anlar, başkalarının bütün gününü temsil etmez. Düzenli bir evin fotoğrafında bakım desteği, hazırlık süresi, maddi olanaklar veya fotoğrafın dışında kalan dağınıklık görünmeyebilir. Karşılaştırma yapılırken koşullar arasındaki farkların gözden kaçması, kişinin kendi hayatını gerçekçi olmayan bir ölçüyle değerlendirmesine neden olabilir.
Beklentileri gözden geçirirken “Çocuğumun ihtiyacı ne?”, “Benim mevcut imkânlarım neler?” ve “Kendimden istediğim şey gerçekten gerekli mi?” soruları kullanılabilir. Amaç her konuda daha az çabalamak değildir. Öncelikleri ayırmak, güvenlikle ilgili gereklilikleri korumak ve kişisel tercihlerle toplumsal baskıları birbirine karıştırmamaktır.
Bebek bakımında yorucu olan yalnızca yapılan işler değildir. Hangi malzemenin azaldığını hatırlamak, kontrol tarihlerini takip etmek, kıyafetleri hazırlamak ve bakım düzenini planlamak da zaman ve dikkat gerektirir. İşlerin uygulanması paylaşılsa bile bütün organizasyonun tek kişide kalması, sorumluluğun eşit dağıldığı anlamına gelmeyebilir.
“Söyleseydin yapardım” yaklaşımı, ihtiyaçları fark etme ve görev dağıtma işini yine anneye bırakabilir. Daha açık bir paylaşımda, sorumluluğu alan kişi ilgili işin hazırlığını, takibini ve tamamlanmasını birlikte üstlenir. Örneğin alışveriş yapmak, yalnızca hazırlanmış listeyi almak yerine evdeki ihtiyaçları kontrol etmeyi de kapsayabilir.
Günlük yükü konuşurken genel suçlamalar yerine somut örneklerden yararlanılabilir. “Her şeyi ben yapıyorum” cümlesinin ardından hangi işlerin, kararların ve hatırlatmaların tek kişide toplandığı listelenebilir. Paylaşımın zaman içinde yeniden değerlendirilmesi de gerekebilir; bebeğin ihtiyaçları ve yetişkinlerin çalışma koşulları değiştikçe önceki düzen yetersiz kalabilir.
Gebelik ve doğum sonrasında bedenle kurulan ilişki farklılaşabilir. Görünümdeki değişiklikler, fiziksel toparlanma, beslenme düzeni ve sürekli bakım verme hâli kişinin kendisini algılama biçimine eşlik edebilir. Çevreden gelen kilo, görünüş veya “eski hâline dönme” yorumları, zaten yoğun bir uyum döneminden geçen kişi için ek baskı yaratabilir.
Bedeni yalnızca dış görünüş üzerinden değerlendirmeyen bir dil tercih edilebilir. Rahatlık, dinlenme, mahremiyet ve kişisel tercihler de konuşulmaya değerdir. Her kadının doğum sonrasındaki deneyimi farklı olduğundan, başkalarının ne kadar sürede hangi etkinliklere döndüğü kişisel bir hedefe dönüştürülmemelidir. Fiziksel yakınmalar ve hareketle ilgili sorular sağlık uzmanıyla değerlendirilmelidir.
Sürekli temas hâlinde olmak, bazı annelerde kısa süreliğine dokunulmadan durma veya yalnız kalma isteği oluşturabilir. Kişisel alan istemek, bebeğe duyulan sevgiyi ölçen bir gösterge değildir. Güvenilir bir bakım düzeni içinde kısa molaların nasıl mümkün olabileceğini konuşmak, ihtiyacı somutlaştırabilir. Mola süresinin de ev işiyle doldurulmasının beklenmemesi gerekir.
Çocuk sahibi olduktan sonra çiftlerin birlikte geçirdiği zamanın niteliği ve iletişim biçimi değişebilir. Konuşmaların çoğu beslenme, uyku, ev işleri ve planlama çevresinde dönebilir. Yorgunlukla birlikte anlaşılmadığını hissetmek, küçük bir görev paylaşımı tartışmasının daha geniş bir kırgınlığa dönüşmesine neden olabilir. Her anlaşmazlığı sevginin azaldığı şeklinde yorumlamak yerine, güncel ihtiyaçlara da bakılabilir.
Beklentilerin açıkça ifade edilmesi, karşı tarafın kendiliğinden fark etmesini beklemekten daha anlaşılır bir iletişim sağlayabilir. “Biraz destek ol” yerine “Akşam yemeğinden sonra bebeğin bakımını yarım saat üstlenmeni istiyorum” demek, talebi somutlaştırır. Elbette ihtiyaçların her seferinde tek kişi tarafından tarif edilmesi de kalıcı bir düzen olarak kabul edilmemelidir.
Geniş aileyle ilişkilerde ise yardım ile müdahale arasındaki sınır gündeme gelebilir. İyi niyetle verilen öneriler, kararların sürekli sorgulandığı bir ortam oluşturduğunda yorucu hissedilebilir. Ziyaret saatleri, bakım tercihleri ve ev içi mahremiyet hakkında sınır koymak mümkündür. Destek sunan kişilerin annenin söz hakkını koruması, yardımın nasıl karşılandığını etkileyebilir.
İşe dönmek, çalışmaya ara vermek veya çalışma biçimini değiştirmek her zaman yalnızca kişisel tercihle belirlenmez. Gelir ihtiyacı, bakım hizmetlerine erişim, iş güvencesi ve aile içindeki sorumluluk dağılımı seçenekleri etkiler. Dolayısıyla anneliğe uyum hakkında konuşurken ekonomik ve sosyal koşulları görmezden gelmek, bütün yükü kişinin tutumuna bırakabilir.
Mesleki hedeflerini sürdürmek isteyen bir kadın, anneliği daha az önemsiyor sayılmaz. Çalışmaya ara veren bir kadın da mutlaka hedeflerinden vazgeçmiş değildir. Aynı tercih farklı kişiler için farklı anlamlar taşıyabilir. Kararın gönüllülük düzeyi, mevcut seçenekler ve ileride yeniden değerlendirilip değerlendirilemeyeceği birlikte düşünülmelidir.
Plan yapmak gerektiğinde yakın dönem ile uzun dönemi ayırmak yararlı olabilir. Önümüzdeki haftanın bakım düzeniyle birkaç yıl sonraki kariyer hedefini aynı anda kesinleştirmek zorunlu değildir. Güncel ihtiyaçlara yanıt veren geçici düzenlemeler yapılabilir; koşullar değiştiğinde kararların gözden geçirilmesine alan bırakılabilir.
Kişisel ihtiyaçları gözetmek her zaman uzun bir tatil veya kapsamlı bir bakım rutini gerektirmez. Sessizce yemek yemek, bir arkadaşla kesintisiz konuşmak ya da kısa süreliğine yürüyüşe çıkmak kişinin tercihleri arasında olabilir. Ancak zaman yaratma sorumluluğunu bütünüyle anneye yüklemek adil değildir. Alan açılabilmesi için bakımın kim tarafından ve nasıl üstlenileceği de belirlenmelidir.
Günlük yaşamı daha sürdürülebilir hâle getirmek için aşağıdaki konular değerlendirilebilir:
Önerilerin hepsini uygulamak yeni bir başarı ölçütüne dönüşmemelidir. Bazı günlerde temel ihtiyaçları karşılamak bile yoğun çaba gerektirebilir. Kişinin içinde bulunduğu koşullara göre tek bir düzenlemeyle başlaması yeterli olabilir. Hangi desteğin işe yaradığı, dışarıdan nasıl göründüğünden çok günlük yaşamda neyi değiştirdiği üzerinden değerlendirilebilir.
Tek bir doğru annelik deneyimi bulunmadığını kabul etmek, kadınların farklı ihtiyaçlarını duymayı kolaylaştırabilir. Kimi anne kalabalık bir destek ağı içinde rahat ederken kimi daha fazla mahremiyet isteyebilir. Bir kişi deneyimlerini konuşarak paylaşmayı seçerken diğeri önce kendi içinde anlamlandırmak isteyebilir. Tercihler, güvenlik ve bakım gereklilikleri gözetilerek kişinin kendi koşulları içinde ele alınmalıdır.
Anneliğin psikolojik dönüşümünü anlatırken matresens kavramından yararlanmak, görünmeyen değişimlere isim vermenin yollarından biridir. Yine de hiçbir kavram bir kadının bütün deneyimini tek başına açıklayamaz. Kişisel geçmiş, ilişkiler, yaşam koşulları ve beklentiler birlikte değerlendirilmelidir. Annenin yalnızca bebeğe ne sağladığını değil, kendisinin neye ihtiyaç duyduğunu da sormak için konuşmalarda yer açılabilir.
Anne olmakla birlikte kişinin önceki yaşamının bütün anlamlarını geride bırakması gerekmez. Bazı öncelikler değişebilir, bazı ilgiler korunabilir, yeni istekler ortaya çıkabilir. Kendini hemen tanımlamak veya her duyguyu açıklamak zorunda kalmadan, değişen ihtiyaçları fark etmeye zaman tanınabilir. Yakın çevrenin merakla dinleyen, sorumluluk paylaşan ve gerektiğinde destek arayışını kolaylaştıran tutumu, annelik yolculuğunda somut bir dayanışma biçimi oluşturabilir.
Anne olmak, yaşamına bir bebeğin katılmasının yanında kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve geleceğiyle kurduğu bağın da değişebildiği bir geçiştir. Gebelik hazırlıkları, doğum ve bebek bakımı çoğunlukla somut ihtiyaçlar üzerinden konuşulur. Oysa anne olma yolculuğunda kimlik, aidiyet, özgürlük, sorumluluk ve kişisel sınırlar hakkında yeni sorular da ortaya çıkabilir. Anneliğe geçişi anlatan matresens kavramı, yaşanan dönüşümün yalnızca günlük düzenle sınırlı olmadığını anlamaya yardımcı olan bir çerçeve sunar.
Bir önceki yazımıza https://mutluyasam.com.tr/duygularimi-paylasinca-pisman-oluyorum/ linki üzerinden ulaşabilirsiniz.
İçerikler